Zihnimizdeki belki de giderilemeyecek kadar büyük tahribatı gidermeye kalktığımızda evvela gözden geçirmemiz gereken şey fikri boyutta ne gibi hastalıklar ihtiva ettiğimizdir. Bunlardan en önemlisi kanaatimce “hoşgörü hastalığıdır.” Hoşgörü kavramı kendimizle başkalarını mutlak manada ayırdığımız takdirde kullanabileceğimiz bir şeydir ki bu da yine ikilik yaratmak demektir. Hayırsız düalizm yumuşak ve tatlı kisveler kullanarak, insanlara karşı hoşgörülü davranmayı iyi bir şey diye benimsememize sebep olmuştur. Lao Tzu başkalarına hoşgörülü davranma fikrini şöyle eleştirir: “Sıradan varlığa göre, başkaları genellikle hoşgörü isterler. Yüksek seviyede gelişmiş bir varlığa göre, hoşgörü diye bir şey yoktur. Çünkü başkası diye bir şey yoktur.” (Bilinmeyen Öğretiler, On Beşinci Bölüm) Başkası dediğiniz kişiye yapılanla size yapılan arasında aslında hiçbir fark olmadığını anlamakla işe başlamak gerek. Farkları yarattığınızda ikilik yaratmış oluyorsunuz; o zaman da bir yerlerde o “başkası” dediğiniz birileri eziyet çekmekte ve öldürülmekteyken kibarca bu duruma üzgün olduğunuzu falan söyleyip hayatınıza devam edebileceğinizi düşünüyorsunuz. Ne zaten çoktan öldürüldüğünüzden haberiniz var, ne de nasıl eziyetler gördüğünüzden…

Böylece oturup bu fikirlerinizi yazıya dökecek “rahatlığı” bulabiliyorsunuz mesela. Hâlbuki yaratılışta hepimiz biyolojik süreçler/kanunlar sonucu meydana geldik; orada öldürülen ya da eziyet gören kişi siz de olabilirdiniz değil, orada öldürülen ya da eziyet gören kişi ile sizin aranızda bir fark yok. Hepimiz kendimizden başkasına göre “başkası” konumunda oluyorsak aslında başkası diye bir şey yok demektir yahut siz diye bir şey yok; siz de “başkasısınız” çünkü. Seçiminizi yapın. Her halükarda kendinizin “kendiliğinden” bahsedebilmeniz için başkası diye bir şey olmadığını, aynı “kendiliğin” o başkası dediğinizde de aynı şekilde mevcut olduğunu kabul etmeniz lazım. İşte Lao bunu Mükemmel Birlik diye ifade ediyor.

Şimdi bu noktada ben mistik, tasavvufi yahut spritüel şeylerden mi bahsediyorum ve hatta son zamanların modası haline gelen bir çeşit “evrensel sevgi dini cacığı” mı yapıyorum? Asla değil. Zaten Bilge Lao, Tao’dan bahsederken asla bir çeşit din oluşturmuyor; bunu herkesin bilmesi lazım: “Ben, yüce ve gizemli Tao ile birleşmenin Mükemmel Yol'unu öğretiyorum. Öğretilerim basittir. Onlardan bir din ya da bilim oluşturmak istersen, seni yüzüstü bırakır.” (Bilinmeyen Öğretiler, Birinci Bölüm) Tao’dan ve bilhassa Lao Tzu’den dem vurmamın gerekçesi, daha önce de söylediğim gibi günümüzde bilimsel araştırmaları bırakın felsefi araştırmaların bile farkında olarak yahut olmayarak düalist ve hatta plüralist bir mantıkla düşünülerek yapılması ve bu durumun kanaatimce giderek daha olumsuz ve acımasız sonuçlar oluşturmasıdır. Günümüz felsefi ortamının eksikliğini ve manipülatif yanıltıcılığını açıkçası bir çeşit ağılanma, ikiciliği bir hastalık ve monist fikirlerin birçoğunu “kurtuluş yolu” olarak değil ama içinde bulunduğumuz fikri boyuta bir çeşit panzehir olarak görüyorum.

İlahlara ve dini kurumlara

Latif hakikatin kaynağı olarak tapınma.

Böyle yapmak Tanrı ile arana aracı koymaktır

Ki bu seni, göğsünde saklı olan hazineyi elde etmek için

Dışarıya göz diken dilenciye benzetir.

Tao'ya tapınmak istiyorsan

Önce onu kalbinde keşfet.

O zaman tapınman anlam kazanacaktır. (Bilinmeyen Öğretiler, On Yedinci Bölüm)

İnsanı hoş görme kibrinden beri kalmayı akledebildiğimiz zaman yani insanlarla kendimizi ayırmamayı öğrendiğimiz zaman kalplerimizde olanın birliğini de kavrama imkânı bulabiliriz. Bu keşif bize başka keşiflerin imkânını sunabilir. Ancak her şeyden önce fikri/felsefi boyutta “ayrıştırmama erdemi” ile düşünmeyi öğrenebilirsek daha sonra bu erdemle hareket etme fırsatımız da olabilir. Düşüncelerimizdeki nakısalardan ve hastalıklardan kurtulmanın uzantısı olarak faaliyetlerimizde de iyileşme görebiliriz. Bugün dünyanın aldığı müstekreh şekilde çok büyük, belki de en büyük payı olan düalizmin en başta fikri/felsefi boyutta anlamsızlığını idrak ettikten sonra mimaride, sanatta, hatta teknikte ve başka alanlarda, ben inanıyorum ki çok yüksek ve yepyeni bir akılla inşa edilmiş atılımlar gerçekleştirebiliriz.

Birlik'e katılmak isteyenler

Ayrıştırmama erdemini uygulayacaklardır.

İyilik ve kötülük, güzel ve çirkin, yüksek ve alçak;

Tüm çift kutuplu fikirleri ortadan kaldırmalıdır.

Kültürel ya da dini inançtan doğan tüm zihni eğilimler

Terk edilmelidir.

Gerçekte onların akılları,

Evreni uyumlu bir birlik olarak algılamaya engel olacak

Herhangi bir düşünceden uzak olmalıdır.

Bu uygulamaların başlangıcı, özgürlüğün de başlangıcı olacaktır. (Bilinmeyen Öğretiler, Yedinci Bölüm)

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol