İlk hikâye:

Bu hikâyeleri nerede duymuştum hatırlamıyorum, ama aklıma geldi, paylaşmak istedim.

Cumhuriyet'in ilk yılları.

Zamanın Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, il valilerine, illerinde bulunan yabani domuz sayısını bildirmelerini emretmiş.

Her ilin valisi, dağda domuzun sayısını ancak Allah bilir, kim domuzların peşine düşüp de, dağda bayırda sayacak diye düşünüp, saymış gibi yaparak kafadan sayıları bildirmeye başlamışlar.

Bu emir her sene tekrarlanmaya başlamış. Dolayısıyla valilikler de domuzlar doğurmuştur diyerek sayıyı beşer onar arttırmışlar.

En nihayet sayı 150 olunca, Bakanlık, doğal dengede tehdit olduğunu düşünmüş olacak ki, sürek avı başlatılması emrini vermiş.

Tunceli Valisi bir de bakmış ki, kendi ilindeki domuz sayısı 149. Bir tane bile arttırsam sürek avı başlatmam gerekecek, diyerek sayıyı düşürüp 50 yazmışlar.

Bu kez Bakanlık, geçen sene 149 idi, diyerek bu 99 domuzun ne olduğunu sormuş.

Tunceli Valiliği, bu domuzların Erzincan'a geçtiğini bildirmiş. Bakanlık Erzincan'a yazmış bu kez. Ancak Erzincan Valisi de, domuzların sürü hâlinde Erzurum'a geçtiğini bildirmiş.

Topun kendi üzerinde kaldığını gören Erzurum Valiliği, Bakanlığa, kendi sınırlarındaki domuzların da sürüye katılarak Ağrı ili sınırlarına girdiğinin tespit edildiğini yazmış.

Top en son Ağrı’da kalınca, vali bey bakmış ki, kendilerinden doğuda bir Türkiye şehri yok. Ne yapalım derlerken, akıllarına parlak bir fikir gelmiş; domuz başka bir ülkeye geçecek olsa, pasaport mu soracaklar diye düşünerek, illerindeki bütün domuzların Ermenistan topraklarına geçtiğini bildirmiş. Bu cevabın ardından Bakanlık dosyayı kapatmış.

Diğer hikâye:

Bir köyü fareler basmış. Her yerde o kadar çok fare varmış ki, köylüler baş edememiş ve yılanların şahından yardım istemeye gitmişler. Yılanların şahı yardımcı olmayı kabul etmiş ve köyü farelerden kurtarmış.

Fakat bu kez de ortalık yılandan geçilmez olmuş. Önce kurtarıcı oldukları için hoş görülen yılanlar, bir süre sonra köylüyü rahatsız etmeye başlamış. Köylü, yılan sürüsünden kurtulmak için leyleklerin kralına gidip yardım istemiş. Leyleklerin kralı kabul etmiş ve köydeki yılanları temizlemiş.

İlk başka uzun bacakları ve alımlı hâllerinden dolayı sevimli gelen leylek sürüsü gel zaman git zaman köylüye yük gelmeye başlamış ve köylü, leyleklerden kurtulmak için soluğu kurt padişahının yanında almış. Kurt padişahı köylülere yardım etmiş ve leylekleri köyden kovmuş. Bundan memnun olsa da köylüler, bir süre sonra kurtlardan da rahatsız olmaya başlamışlar.

Kurtları da avcılar temizler, deyip avcıların reisine gidip yardım istemişler. Avcılar köylüye yardım edip, kurtları uzaklaştırmışlar. Ancak bu kez de avcıların misafirliği yük olmaya başlamış köye.

Avcıları köyden ne uzaklaştırır diye düşünmüşler ve fahişelerin kraliçesine gidip kendilerini avcılardan kurtarmalarını istemişler. Kraliçe fahişe yardım talebini kabul etmiş ve teker teker avcıları köyden çıkarıp kendileri köye yerleşmiş.

Bir zaman sonra bu kurtarıcılarından da sıkılan köylüler, "bizi fahişelerden kurtarın" diye farelerin sultanına gitmişler. Farelerin gelişiyle köylüler fahişelerden de kurtulmuşlar, ama bir süre sonra farelerin her yerde olmalarından muzdarip, yılanların şahına varmışlar...

-o-

Harun YILMAZ

28 Şubat 2018, Çarşamba

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner23

banner18