Tebessümünden kızıl kıvılcımlar saçarak, sol göğsüme vura vura öldürsen de;

Senin uluğ yüreğine, sevda yumakları dermekten b’aşka, çarem yok benim…

Anlamazdan alaylı, şımarıktan kolaylı ve siyah akıştan beynime zehir salsan da;

Senin en vahşi halinde, eriye eriye dem olmaktan b’aşka, yolum yok benim…

Ah o gözlerin, buğu tadında ve kuğu alevinde özlerin, beni silah silah devirse de;

Senin ikliminde sülaleni de, en temiz ifadeyle sevmekten b’aşka, özüm yok benim…

Haşla haşlayabildiğin kadar, acı yanımdan tadını çıkar, çağlar bunu bilmese de;

Dağları yürütürüm derin denizlerinde, bağ olunandan b’aşka, k’özüm yok benim…

Şakaklarımın ateş dağında, hırçın ve zapt edilmez yörüklerinden çadır kursan da;

Toy toynaklarınla vur…  Taylanca asi nefeslerinden b’aşka, sür’atım yok benim…

Kafkasın koynundan çıkıp gelen güzelce, güzelce heybenden merdaneler çeksen de;

Kızıl goncalar yüklerim ince yüreğimden, zişan yüzünden b’aşka, yüzüm yok benim…

Ulu hatıralarımız daha çok tazeyken bile, en taze çiçeklerinle beynime ateş etsen de;

Ateş taşıdığımdan beridir, alaz senden beridir, nurundan b’aşka, narım yok benim…

Onyedi yaşımın heyecanı öte yana, son eylülüm, yirmiyedi yerimden bıçaklasan da;

Beride ve ötede asilce Allah derim. Memleketim benim,  b’aşka, yerim yok benim…

Ne tam müslüman olabildik ne de gâvur, en oturmayan kale taşını sol kafesime vur,

Dizili taşların denklemini en ileri burçta kur, mârevadan öte b’aşka, taşım yok benim…

Burcu burcu kokan güllerimiz oldu bizim, en alâ dikenli acılarından, ıtırca ısırsan da;

Gök göğsünün genişliğinde nefesim, kızıl gonca kokundan b’aşka, gülüm yok benim…

Edebim yar, edebiyatım bahtiyar, sahra’da rüzgârca ve sır gezegenimde delice essen de;

Ve aleyküm selam dediğim, narinim, kelebeğim ve bebeğimce b’aşka, civ’im yok benim…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol