Birlik beraberlik ile ilgili fikirlerimi, yazdıklarımı biliyorsunuz. Bir de söylemediklerim veya söyleyemediklerim var.
 

Üzüntümüzle, kırgınlığımızla, küskünlüğümüzle içimiz, bir sıkışıp bir genleşiyor, nefes almakta sıkıntı çekiyoruz. Nefes alamıyoruz diyorum, “ne-fes” diyorum. Huzur ve mutluluğun sağlanması bir yana dursun; sadece “nefes” diyorum.
 

Nasıl böyle bir hale geldi güzel ülkem, bambaşka bir yer oldu, insanları farklılaştı, garip huylar garip alışkanlıklar edinildi anlaşılır gibi değil. Akıl tutulmasından Allah bizi korusun.
 

İktidarın bazı uygulamalarından zerre haz etmiyorum dile getiremesem de, aynı ölçüde siyaset yaptığını zanneden muhalefettin kifayetsizliğinden, çaresizliğinden, alışagelmiş politikalarından, anarşist milletvekillerinin sivri dilleriyle milleti germelerinden bir o kadar haz etmiyorum.
 

Ülkemin bekası için yıllarca bizatihi içinde bulunduğum terörle mücadele sırasında hainlerin döşediği mayınlarına, bombalarına rastlamadım, denk de gelmedim diyelim. Eğer ülkemin güzel şehirlerinin birinin sokaklarında, yollarında rast gelir ve bu dünyadan sansasyonel bir şekilde ayrılmak durumunda kalırsam; herhangi bir siyasi figürün, siyasi partinin bu olayın, üzerimden prim yapmasını istemem.
 

Hiçbir dünya menfaati gözetmeden, Allah’ın dinini yüceltmek, Müslümanların şan, şeref ve namuslarını korumak, vatanı muhafaza etmek amacıyla ve sadece Allah rızası için savaşan, savaş sırasında ölenlerin dışındakilere şehit denerek kutsiyet kazandırılması aklımı karıştırıyor.
 

Lütfen yazdıklarımı kimse kişiselleştirmesin.

Hâşâ, bir kişinin şehit olup olmadığına ben karar veremem.

Hem demiyor muyuz ki; orasını Allah bilir.

Biz inanlar olarak, sadece ümit ederiz, dua ederiz.

Yaradan yüce kitabının pek çok ayetinde şehitlikle ilgili mealen şöyle buyuruyor.
 

“Allah yolunda öldürülenlere ‘Ölüler’ demeyin; zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz” (Bakara, 154), “Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, size Allah’tan onların topladıklarından hayırlı bir mağfiret vardır” (Âl-i İmran, 157), “Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, aksine Rableri katında diridirler. Allah’ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızıklanırlar. Arkalarından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler” (Âl-i İmran, 169-170)’’  
 

Şehitlik ve şahadet dini bir kavram. Bu konuda sanırım herkes hemfikir. Anlamadığım, dini kavram olan bu kavramını her ideolojinin kullanılır olması, toplum içinde pirim yapan bu sıfat seküler olduğunu iddia edenlerin bile dini kullanıyor olmasıdır (örn: "devrim şehidi,  "). Bir de senin şehidin, bizim şehidimiz deyip iki de bir vah vah, tüh tüh dediniz mi gerisini sorma. Ateş düştüğü yeri her daim yakmaya devam eder durur kimin umurunda.
 

Ne olduğu, nasıl olduğu, neden olduğu, kimin yaptığı, kimin desteklediği anlatmaya kalksak uzar da uzar.
 

Mesele bizi yönetenlerin veya yönetmeye talip olanların kendi ideolojine ters düşen veya kendi gibi düşünmeyenlerinden gelen birlik çağrılarına çeşitli kulplar takarak, toplum içine şüphe tohumlarını atmayı görev zannedenlerin yanı sıra kent, köy, mahalle sakinleri olarak bizlerin bu kadim milletin evlatlarının ölümüne seyirci kalma mesesidir. Allah affetsin bizi. 
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.