DAĞ YÖRESİ: ULUDAĞ’IN ARKASINDA KALMAK
Bursa’nın dağ yöresi…
Bir haritanın kenarında kalmış birkaç ilçeden ibaret değildir. Orası; geçmişiyle, kültürüyle, insanıyla, doğasıyla yaşayan büyük bir hafızadır. Fakat yıllardır bu hafıza sessizce silinmektedir. Çünkü Uludağ’ın arkasında kalmak sadece coğrafi bir durum değildir. Aynı zamanda ekonomik olarak geri kalmak, sosyal olarak unutulmak ve geleceğe dair umutlarını kaybetmek anlamına gelir.
Dağ yöresinde yaşamak çoğu zaman görünmez olmaktır.
Yaşıyorsanız yok sayılmak,
Konuşuyorsanız duyulmamak,
Üretiyorsanız görülmemektir.
Bursa’nın merkezindeki hareketlilik, sanayi, ticaret ve şehirleşme büyürken dağ yöresi her geçen yıl biraz daha içine kapanmıştır. Oysa bu bölge Bursa’nın nefesidir. Suyunu veren, havasını temizleyen, doğasını ayakta tutan yer tam da burasıdır. Fakat ne yazık ki yıllardır kalkınma planlarının dışında bırakılmış, sadece seçim dönemlerinde hatırlanan bir coğrafya hâline gelmiştir.
Eskiden bu dağ yolları zordu. Ulaşım güçtü. Kış ayları aylarca sürerdi. Kar yolları kapatır, insanlar köylerinden çıkamazdı. Hastaya ulaşmak zordu, okula gitmek zordu, pazara inmek zordu. Ama bütün bu zorlukların içinde güçlü bir insan yapısı vardı. İnsanlar dayanışmayı bilirdi. Komşuluk vardı. Paylaşmak vardı. Sözün değeri vardı. Dağ insanı sert coğrafyanın içinde karakterini sağlam tutmuştu.
Yiğit insanlar yetişirdi bu topraklarda.
Çalışkan, dürüst ve vakur insanlar…
Bir dağ köyüne gittiğinizde size önce çay ikram edilirdi. Sonra hâliniz sorulurdu. İnsanlar birbirine güvenirdi. Kapılar kilitlenmezdi. Çocuklar sokakta büyürdü. Büyükler sözüyle örnek olurdu. Fakirlik vardı belki ama onursuzluk yoktu.
Bugün ise o köylerin çoğunda sessizlik hâkimdir.
Evlerin bir kısmı boş…
Okullar kapanmış…
Köy meydanları yalnız…
Çünkü göç, dağ yöresinin en büyük gerçeği hâline gelmiştir.
Gençler iş bulabilmek için Bursa merkeze ya da başka şehirlere gitmek zorunda kalıyor. Köyde kalanlar ise çoğunlukla yaşlı nüfus oluyor. Tarım eski gücünü kaybetmiş durumda. Hayvancılık maliyetler nedeniyle zorlaşıyor. Küçük üretici ayakta kalamıyor. Eğitim imkânları azaldıkça aileler çocuklarının geleceği için göç etmeyi tercih ediyor.
Böyle olunca dağ yöresi sadece nüfus kaybetmiyor; aynı zamanda hafızasını, kültürünü ve üretim gücünü de kaybediyor.
Oysa bu bölge doğru planlama ile yeniden ayağa kaldırılabilecek büyük bir potansiyele sahiptir.
Dağ yöresi yalnızca tarım yapılacak bir alan değildir. Aynı zamanda doğa turizmi açısından büyük bir zenginlik taşır. Temiz havası, yaylaları, ormanları, yürüyüş rotaları, geleneksel köy yaşamı ve doğal güzellikleri ile Türkiye’nin önemli turizm merkezlerinden biri olabilir. Fakat bunun için önce bu bölgeyi gerçekten görmek gerekir.
Bugün insanlar kalabalık şehirlerden kaçmak istiyor. Doğaya dönmek, sessizlik bulmak, temiz hava solumak istiyor. İşte dağ yöresi tam da bu ihtiyaca cevap verebilecek bir yapıya sahip. Fakat yeterli tanıtım yapılmadığı gibi altyapı yatırımları da yetersiz kalıyor.
Birçok köyde internet altyapısı hâlâ sorunlu.
Yollar yetersiz.
Toplu ulaşım sınırlı.
Sosyal alanlar yok denecek kadar az.
Hal böyle olunca genç nüfusun bölgede kalmasını beklemek de kolay olmuyor.
Aslında çözüm imkânsız değildir.
Yerel yönetimler, devlet kurumları, üniversiteler ve özel sektör birlikte hareket edebilirse dağ yöresi yeniden canlanabilir. Bölgenin yapısına uygun yatırımlar yapılabilir. Tarım ve hayvancılık desteklenebilir. Kooperatifleşme artırılabilir. Yöresel ürünler markalaştırılabilir.
Örneğin dağ çileği, kestane, bal, süt ürünleri ve doğal köy ürünleri profesyonel şekilde pazarlanabilir. Kadın girişimciler desteklenebilir. Küçük aile işletmeleri güçlendirilebilir. Gençler için doğa sporları, kamp turizmi ve ekoturizm alanları oluşturulabilir.
Olmadı turizm…
Olmadı doğa sporları…
Olmadı kültür rotaları…
Olmadı sanat ve yöresel üretim merkezleri…
Bir yol mutlaka bulunabilir.
Yeter ki niyet olsun.
Yeter ki bu bölge yalnız bırakılmasın.
Dağ yöresi Bursa için yük değil, büyük bir değerdir. Ancak bugüne kadar çoğu zaman merkezin gerisinde bırakılmıştır. Sanayi yatırımları ovaya yoğunlaşırken dağ ilçeleri aynı gelişimden pay alamamıştır. Oysa küçük ölçekli üretim tesisleri, tarımsal sanayi merkezleri ya da doğaya uygun işletmeler bu bölgede istihdam sağlayabilir.
İnsan memleketini kolay kolay terk etmek istemez.
Ama çaresizlik göçe zorlar.
Bir baba çocuğunun eğitimi için göç eder.
Bir genç iş bulmak için gider.
Bir anne sağlık hizmetine yakın olmak ister.
Sonra köyler boşalmaya başlar.
Kapanan her okul aslında sönmeye başlayan bir gelecektir. Çünkü okulun olmadığı yerde çocuk kalmaz. Çocuk olmayınca aile kalmaz. Aile olmayınca hayat yavaş yavaş çekilir gider.
Dağ yöresindeki eğitim sorunu bu nedenle çok önemlidir.
Dağlı müdürler olarak, Kamil Turhan’ın davetiyle bir cuma sofrasında bölgenin genel durumunu ve özellikle eğitim alanındaki sorunları değerlendirme fırsatı bulduk.
Göç nedeniyle öğrenci sayılarının ciddi şekilde düştüğü konuşuldu. Bazı okulların kapanma noktasına geldiği, bazı köylerde taşımalı eğitimin tek seçenek hâline geldiği ifade edildi. Öğretmen ihtiyacının sayı olarak yeterli görünmesine rağmen dağılım konusunda ciddi dengesizlikler yaşandığı belirtildi.
Aslında mesele sadece eğitim değildir. Eğitim, göçün sonucudur. İnsanlar geleceği göremediği yerde çocuklarını tutmak istemez. Bu yüzden önce göçü durduracak sosyal ve ekonomik projeler gerekir.
Dağ insanına güvenmek gerekir.
Çünkü bu insanlar çalışmayı bilir. Üretmeyi bilir. Toprağı bilir. Hayvancılığı bilir. Doğayı bilir. Sabretmeyi bilir. Fakat yıllardır yeterince destek görmediği için kendi içine kapanmıştır.
Bugün yapılması gereken şey; bu bölgeyi acınacak bir yer gibi görmek değil, potansiyeli yüksek bir değer olarak değerlendirmektir.
Dağ yöresinin kültürü bile başlı başına bir hazinedir. Düğünleri, türkülerı, yemekleri, gelenekleri ve konuşma biçimleri bu toprağın ruhunu taşır. Eğer göç devam ederse sadece insanlar değil, bütün bu kültürel değerler de kaybolacaktır.
Bir şehrin gerçek zenginliği yalnızca fabrikaları değildir.
Onun hafızasıdır.
İnsanıdır.
Kültürüdür.
Toprağıdır.
Bursa’nın dağ yöresi işte bu hafızanın önemli bir parçasıdır.
Bugün hâlâ geç kalınmış değildir.
Doğru planlama ile bu bölge yeniden ayağa kalkabilir. Yeni yollar yapılabilir. Turizm projeleri geliştirilebilir. Gençlere yönelik destek programları oluşturulabilir. Tarım teknolojileri yaygınlaştırılabilir. Üniversiteler bölgeyle daha fazla iş birliği yapabilir.
En önemlisi ise dağ yöresi artık gerçekten duyulmalıdır.
Çünkü yıllardır Uludağ’ın arkasında kalan bu insanlar sadece görülmek istiyor.
Sadece unutulmamak istiyor.
Sadece emeklerinin değer bulmasını istiyor.
Dağın sessizliği içinde kaybolan seslere kulak verilirse bu bölge yeniden canlanabilir.
Aksi hâlde boşalan köyler, kapanan okullar ve unutulan hayatlar çoğalmaya devam edecektir.
Uludağ’ın arkasında kalmak kader olmamalıdır.
Çünkü dağ yöresi Bursa’nın gerisi değil, özüdür.







