Sessizleşen Kültürün Hikâyesi
23.Bursa Kitap Fuarı kapılarını açtı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da kitap kokusunun insanı içine çeken o büyülü atmosferi daha girişte hissediliyor. Kitapla kurulan bağ, çoğu zaman bir kokuyla başlar; sayfaların arasında saklı zamanlar, unutulmuş duygular ve yeni fikirler o ilk nefeste insanın içine dolar. Ancak bu yıl fuara atılan ilk adımda hissedilen bu tanıdık duygu, içeriye doğru ilerledikçe yerini daha farklı bir tabloya bırakıyor.İlk gün itibarıyla bakıldığında kalabalık var. Fuar boş değil. Hatta belli saatlerde ciddi bir yoğunluk oluşuyor. Fakat bu yoğunluk, geçmiş yılların o coşkulu, enerjik, adeta bir kültür şölenini andıran kalabalıklarından oldukça farklı. Daha çok gezinmeye gelen, vakit geçiren, çocuklarıyla birlikte etkinlik alanlarını dolaşan bir profil dikkat çekiyor. Kitapla kurulan bağın derinliğinden çok, etkinlik havası ön plana çıkmış durumda.
Fuarda en dikkat çeken kesim çocuklu aileler. Anne-babalar çocuklarını almış, stand stand geziyor. Çocuk kitapları, etkinlik alanları, oyun köşeleri oldukça yoğun ilgi görüyor. Renkli kapaklar, interaktif oyunlar, çizgi karakterlerle süslenmiş alanlar fuarın en canlı noktalarını oluşturuyor. Bu durum ilk bakışta sevindirici gibi görünebilir. Çünkü çocuklara kitap sevgisi aşılamak, uzun vadede en değerli yatırımlardan biridir. Ancak burada ince bir çizgi var: Bu ilgi gerçekten kitapla bağ kurmak mı, yoksa sadece eğlence odaklı bir tüketim mi?
Çocuklara yönelik içeriklerin bu kadar öne çıkması, ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Gerçekten geleceğe yatırım mı yapılıyor, yoksa piyasanın en canlı alanı olduğu için mi buraya yönelinmiş durumda? Çünkü fuarın genelinde yetişkin edebiyatı, düşünce kitapları, klasik eserler ve kültürel yayınlar ikinci planda kalmış gibi görünüyor. Kitap fuarı dediğimiz şey yalnızca satış alanı değil, aynı zamanda düşüncenin, tartışmanın ve kültürel derinliğin buluşma noktasıdır. Bu yönün zayıflaması, fuarın ruhunu da zayıflatıyor.
Fuarda ikinci yoğunluk üniversite öğrencilerinde. Ancak onların da ilgisinin büyük ölçüde sınav odaklı olduğu görülüyor. Özellikle LGS ve YKS kaynak kitapları ciddi bir ilgi görüyor. Bu durum Türkiye’nin eğitim gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Gençler kitap fuarına geliyor, ancak edebiyat için değil; sınav kazanmak için gerekli materyalleri temin etmek için. Bu da kitapla kurulan ilişkinin araçsallaştığını gösteriyor. Kitap, bir dünyaya açılan kapı olmaktan çıkıp bir sınav aracına dönüşmüş durumda.
Kültürel ve edebi eserlerin peşinden giden bir kitle elbette var. Ancak bu kitle, fuarın genel kalabalığı içinde oldukça sınırlı kalıyor. Oysa geçmişte kitap fuarları, yeni yazarların keşfedildiği, fikirlerin tartışıldığı, okur ile yazarın doğrudan temas kurduğu alanlardı. Bugün ise bu atmosferin zayıfladığı açıkça hissediliyor.
Belki de fuarın en büyük eksiklerinden biri, yazar katılımının yetersizliği. Eskiden imza günleri fuarın kalbiydi. Uzun kuyruklar, heyecanlı bekleyişler, okurun sevdiği yazarla birebir temas kurduğu o anlar… Bunlar fuarın ruhunu besleyen unsurlardı. Bu yıl ise bu tabloyu görmek oldukça zor. İlk gün itibarıyla dikkat çeken, kalabalıkları peşinden sürükleyen bir yazar figürü göze çarpmıyor. İmza alanları eski canlılığından uzak. Bu da fuarın cazibesini ciddi anlamda azaltıyor.
Bu durumun nedenlerinden biri de hiç şüphesiz dijitalleşme. Sosyal medya, hızlı tüketim kültürü ve kısa içerik alışkanlıkları, derin okuma pratiğini zayıflatmış durumda. İnsanlar artık uzun metinlere odaklanmakta zorlanıyor. Bilgiye hızlı ulaşmak istiyor, ancak o bilginin derinliğine inmeye vakit ayırmıyor. Kitap ise sabır ister, zaman ister, dikkat ister. Bu değerlerin giderek azaldığı bir çağda kitap fuarlarının eski etkisini kaybetmesi şaşırtıcı değil.
Fuarın düzenlendiği Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi de bu atmosferi etkileyen unsurlardan biri. Mekân fiziksel olarak yeterli olsa da, bir kitap fuarının ruhunu tam anlamıyla yansıttığını söylemek zor. Daha geniş, daha nefes alan, ziyaretçiyi içine çeken bir fuar düzeni beklentisi karşılanmıyor. Bu da ziyaretçi deneyimini sınırlayan bir faktör olarak öne çıkıyor.
Tüm bu tabloyu sadece bir fuar eleştirisi olarak okumak eksik olur. Aslında burada görülen şey, Bursa’nın kültürel iklimine dair daha geniş bir fotoğraf sunuyor. Bursa, tarih boyunca kültürün, sanatın ve düşüncenin önemli merkezlerinden biri olmuş bir şehir. Osmanlı’nın ilk başkenti olmanın getirdiği tarihsel derinlik, şehre güçlü bir kimlik kazandırmıştı. Ancak bugün bu kimliğin giderek silikleştiği hissediliyor.
Bir şehrin kültürel seviyesi, sadece düzenlenen etkinliklerin sayısıyla değil, o etkinliklere gösterilen ilgi ve katılımın niteliğiyle ölçülür. Eğer kitap fuarlarında derinlik kayboluyorsa, bu sadece fuarın değil, o şehirdeki kültürel hayatın da sorgulanması gerektiğini gösterir.
Bugün Bursa’da kültür ve sanat etkinlikleri var, ancak bu etkinliklerin toplumsal karşılığı ne kadar güçlü? İnsanlar bu etkinliklere gerçekten ilgi duyuyor mu, yoksa sadece bir boş zaman aktivitesi olarak mı görüyor? İşte asıl sorulması gereken soru burada.
Bursa’nın “kadim şehir”, “kültür kenti”, “sanat şehri” gibi sıfatları geçmişten bugüne taşınan önemli değerlerdir. Ancak bu sıfatlar, sadece söylemde kaldığında anlamını yitirir. Bu kimliğin yaşatılması için sürekli bir çaba gerekir. Kültür, kendiliğinden var olan bir şey değildir; beslenmesi, korunması ve geliştirilmesi gerekir.
Kitap fuarları da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Eğer bu fuarlar sadece ticari bir etkinliğe dönüşürse, asıl işlevini kaybeder. Oysa bir kitap fuarı, bir şehrin entelektüel nabzını tutar. Orada hangi kitapların ilgi gördüğü, hangi yazarların konuşulduğu, hangi konuların tartışıldığı, o toplumun zihinsel dünyası hakkında önemli ipuçları verir.
Bugün görünen tablo, Bursa’nın bu anlamda bir kırılma yaşadığını gösteriyor. İlgi var ama yönsüz. Katılım var ama yüzeysel. Etkinlik var ama ruh eksik. Bu durumun farkına varmak, çözümün ilk adımıdır.
Buradan açık bir çağrı yapmak gerekiyor: Bursa’nın yöneticileri, kültür politikalarını yeniden gözden geçirmek zorunda. Kitap fuarları, sadece organizasyonel bir başarı olarak değil, kültürel bir yatırım olarak ele alınmalı. Daha fazla yazarın katıldığı, daha nitelikli etkinliklerin düzenlendiği, okur-yazar buluşmalarının artırıldığı bir yapı oluşturulmalı.
Aynı zamanda toplumun da bu sürece dahil olması gerekiyor. Kitap okumak bir alışkanlıktır ve bu alışkanlık küçük yaşta kazanılır. Ancak bu alışkanlığın sürdürülebilmesi için sadece çocuklara değil, yetişkinlere de hitap eden güçlü bir kültürel ortam oluşturulmalıdır.
Sonuç olarak, 23. Bursa Kitap Fuarı bize sadece bir etkinliği değil, bir gerçeği gösteriyor: Bursa, kültürel anlamda bir yol ayrımında. Ya bu gidişatı fark edip gerekli adımları atacak ya da geçmişin gölgesinde kalan bir şehir olmaya devam edecek.
Bu bir eleştiri değil, bir uyarıdır.
Bursa, Bursa olmaktan uzaklaşmamalı. Çünkü bir şehir, kimliğini kaybettiğinde sadece binalardan ibaret kalır. Oysa Bursa, bundan çok daha fazlasını hak ediyor.

