HANGİ İNSAN HANGİ EĞİTİM

HANGİ İNSAN HANGİ EĞİTİM

Günümüz insanı kendi iç dünyası ile dış dünyası arasında gidip gelmekte

Yeni yol haritası çizmekte zorlanmakta

Hangi yoldan gideceğini ve nereye varacağını kestirememektedir.

Hangi insan dediğimizde sıfatlarıyla beraber yüzlerce tanım çıkarken

Asli olan insana ulaşmakta maalesef sıkıntı yaşamaktayız.

Günümüz meseleleri insanlığı kendi tanımından ayırıp birer makinaya dönüştürmekle kalmamış

İç dünyasını kaybetmesine ruh dünyasını dağıtmasına kalbin içinden geçen manevi değerlerin yitirilmesine neden olmuştur.

Bugün şikayet ettiğimiz tüm sorunların sebebi

İnsan yetiştirme biçimimizdir.

İnsan bir dehadır. Bu dehaların farkına varıp yeni dehalarla beraber

İnsanlığa farkındalık kendini bilme ve kendini bulma yolunda yol gösterici olmalıdır.

Bu konuda Yusuf Kaplan

“Deha, sadece kendi yolunu açan değil, başkalarına da yol gösterendir” Medeniyetlerin, sıradanlık içinde oluşmadığını, büyük ruhlar ve taşıyıcı kuşaklarla var olduğunu “Tarih, yalnızca olayların kronolojisi değil, büyük adamların nefesiyle şekillenir” diyor.

Bunun için de eğitim sitemimiz içimizdeki dehaları çıkaracak 

İnsan olma ve hakikati bulma yolunda imkanlar sunacaktır.

Son müfredat değişimi ile birlikte Değerler eğitimi ve kök değerler çalışmaları yeni eğitim sisteminde inanın öze dönüşü anlamında önemli bir adımdır.

İnsanı bir DEĞER olarak gören eğitim öncelikle öğrenciye değerli olduğunu hissettirecek ve ondan sonra eğitimi sevdirecek insanı sevdirecek kendini değerli bulacaktır. Öğrenciye değer vermek, ona insan olduğunu hissettirmektir.  Eğer bir öğrenci, öğretmeni tarafından değerli olduğunu hissederse, öğrenmeye açılır. Yeni ufuklar açar.

Yusuf Kaplan bir medeniyetin inşasında üç temel sütun vardır Kurucu, Konumlandırıcı ve Koruyucu Sütunlar. Bu sütunlar olmadan, bir toplumun varlığını sürdürebilmesi mümkün değildir der.

 Kurucu Sütun, bir toplumun ruhunu ve kimliğini inşa eden düşünce insanlarını, büyük fikir adamlarını

Konumlandırıcı Sütun, kurulan bu yapının dünyadaki yerini belirleyen stratejik aklı, yönlendirici fikirleri

Koruyucu Sütun ise, bu kimliği muhafaza eden, ona sahip çıkan, hayat hâline getiren ve devam ettiren nesillerden oluşuyordu. Bugün eğitim sistemimizin en büyük krizi, bu üç sütunun birbirinden kopuk hale gelmesiydi.*

Oysa bugün baktığımızda öğrenciler bir yarış pistinde nefes nefese koşan ama yolun nereye gittiğini bilmeyen bir maraton koşucusuna çeviriyordu. Ailelerin ve zorunlu eğitim sistemini ve sayısal verilerle odaklı bakış açısı eğitimi yap boz parçasına dönüştürmüştür. Oysa eğitim, bir at yarışı değil, bir keşif yolculuğuydu.

Eğitim sadece belli kalıplarda ve sınıflarda dört duvar arasında değil iç ve dış mekâna arasında bağı kurmalıdır. Öğrenci dış dünyası ile birlikte iç dünyasını da örmelidir.  Sabit bir yerde değil hareket halinde ve çevre ile iş birliği halinde olmalıdır.

Birgün bir ilkokulun yanından geçerken teneffüs saatlerinde çocukları izlediğinizde eğitimin çevre ile birlikte yapıldığında ne kadar etkili olduğunu göreceksiniz. Yaparak ve yaşayarak öğrenme modeli ve yaşa göre verilen eğitim kapalı sınıflarda dört duvar arsından daha verimli olduğu ortaya çıkacaktır.

Maalesef ki bu eğitim sistemi içinde gençlerimiz üniversite kapısından içeri girdikten sonra birçok sorunla karşı karşıya kalmakta ve sıkıntılar yaşamaktadır. Oysa eğitim insanı makinalaştırmadan iç dünyasını da zenginleştirmelidir.

Robot bir toplum olduk özdeğerlerimiz kaybolmuş bir durumdadır. Herkes şikayet etmekte çözüm yolunu bilmelerine rağmen maalesef tembellik yüzünden emek vermekten vazgeçmektedirler.

 Bir toplum, kendi eğitim sistemini sadece Batı’nın mekanikleşmiş ve bireyi ekonomik birim haline getiren modeliyle şekillendirirse, kimlik erozyonuna uğraması kaçınılmazdır. Eğitimi, köklerinden koparmadan, ruhunu kaybetmeden ve insan merkezli bir formata taşımak zorundayız. *

Bu noktada şu soruyla baş başa kalıyorduk: Bizler, bilgiyi gerçekten öğreniyor muyduk, yoksa sadece tüketiyor muyduk?

Eğitim sadece aklı değil, kalbi ve ruhu da eğitmelidir. Oysa günümüz sistemi, bireyi sadece aklıyla gören, sınav sonuçlarına göre sıralayan, kalbini ve ruhunu ise tamamen görmezden gelen bir iş ahlakı ve iş sevgisini görmeyen anlayış üzerine kuruludur. Oysa insan, sadece mekanik bir varlık değildi; duygu, sezgi ve irfanla yoğrulmuş bir bütündür.

Mevlana’nın pergel metaforunu hatırlamak yerinde olur. Bir ayağını kendi değerlerine sabitleyen, diğer ayağıyla dünyayı dolaşan bireyler yetiştirmek… Bugün modern eğitim, bireyin kendine dair olan o “sabite” noktasını kaybetmesine neden oluyordu. Yusuf Kaplan’ın söylediği “kendi içinde bir dünya inşa edemeyen, dışında da bir dünya inşa edemez”.

https://www.yenisafak.com/yazarlar/yusuf-kaplan/tasiyici-kusaklar-ve-unutulmus-dusunce-haritalari-4675685

Related Post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir